Cansu Çetin yazdı... Kül Küpü

Cansu Çetin yazdı... Kül Küpü
21 Haziran 2021 - 11:34
Cansu Çetin
O imzayı atmamak için abimin yüzünden bir işaret bekledim. Gelmedi. İmzayı attık. Beyaz kâğıt üzerinde mavi mürekkep gözyaşımdan dağıldı. Kısa sürdü imza töreni. Kepçelerin geliş zamanını binanın yıkılma ve yeni binanın yapılma sürecini inşaat firması anlatıyordu bize, ama onları dinlemiyordum. Gözüm bahçedeydi, kapıdan çıkışını hayal ettiğim annemi, koltuğunun altında gazetesi ile bisikletinden inen babamı arıyordu.

Mürekkep ağladığımdan dağılınca bu defa içime akıtmaya başladım yaşlarımı. Abim tüm merakını diline takmış konuşuyordu. Yapılacak evin yalıtımı, parkenin sınıf kalitesi de o an oracıkta konuşuldu. Abimle bizde uymuştuk bu modaya. Annem ve babamın el emekleriyle yaptığı nakış gibi işledikleri tek katlı müstakillerini, içinde ne muhabbetlerin yapıldığı çiçek gibi bahçeyi kat karşılığı üstleniciye vermiştik. Bize birer daire verilecekti. Hiç gönlüm olmadı. Bana kalsa ben orada yaşardım. E çoluğum çocuğum yok tabii. Abim kiradaydı ailesini düşünmek zorundaydı. Evi boşaltmamızı söylediler birkaç güne. O işi tek başıma üstlendim. Kendime de ev yapılana kadar bir daire buldum. Annemin vefatından sonra kişisel eşyaları zaten kalmamıştı. Bir kamyon çağırdım büyük eşyalarını onların adına bağışladım ihtiyaç sahiplerine bir kurum aracılığı ile kendime yetecek kadar eşyayı ayırdım.
Eşyalar bitip de herkes gidince çatı katına çıktım. Her evin çatısında gereksiz, eski ne varsa bulursun. Bizimde öyle. Babamın istifçiliği ile annemin sadeliği arasında gidip gelen evimizin babam için biriktirme yeri evin çatı katıydı. Köhne, tozlu olurdu hep çünkü annem, babam kirlettiği için evimizdeki titizliğini orada uygulamazdı. Babam rahmetli de ne eline geçerse atardı. Şimdi ben elime geçenleri kutuya dolduruyordum. Yığınla evrak vardı burada. Hepsini doldurdum. O kâğıtlarda bir iz arayacaktım. O yıllarımıza ait bir yazı, anı…
Annemin babamın uzun yolculuğunda onlara kavuşana kadar hatıralarına sarılacaktım. Benimle gelecek olanları aldım, tam çıkıyordum ki çatının karanlığından göremediğim son anda bir güneş ışınının bana gösterdiği gövdesi oldukça geniş, üste doğru daralan üzerinde kendinden narin desenleriyle, toprağı dökülmüş annemin küpünü gördüm. Yanına gittim hemen. Cefasından ağlıyor gibiydi. Anneme mi hasretti oda? Yalnız mı kalmıştı benim gibi, sarılanı yok muydu? Boyası yenilenmeyeli ne çok olmuştu. Benimde üstüme geceleri yorganı çeken kalmamıştı. Kucakladım. Eski bir çarşafa sardım. Arabanın arka koltuğuna oturttum. Evimize doğru yola çıktık. Balkonda boyasını yeniledim, içindeki örümcek ağlarını temizledim. Boyası kuruyunca kendi de güneşte havalanınca salonuma, plakçaların yanına yerleştirdim. Plak çalar babamdan, yanındaki çiçekler ise yine annemdendi. Küp onlara selam vermiştir zannımca. Göz kırpıyordu bana, iyi ki geldim dercesine, hava almayalı uzun olmuştu sağol, iyi ki beni buldun sözlerini okuyordum bedeninde. Emektar kül küpü , ben seni nasıl bırakırdım orada. Ama varlığından haberim yoktu. Oraya bakmasaydım bir kepçe darbesiyle tuğlalara karışacaktı rengin. Ah ne acı… halbuki sende ne kıymetli anılarımız var bahçemizde. Makinelerin hayatımızda bu kadar yer edinmediği yıllardı. Annem evin çamaşır gününde tüm çamaşırları bahçedeki betonun üzerine çıkarırdı. Betonu abimle ben sırayla yıkardık. Kucağında sepetlerle çamaşırları dökerdi. Renkliler bir tarafa, beyazlar bir tarafa. Bahçeye odun ateşini yakardı. Ateş yandığı gibi avludaki o is kokusuna bayılırdım. Annem gitmemem için bağırsa da yanına gidip gidip koklamak isterdim. Üzerine dışı isten simsiyah olmuş bir kazanı oturturdu. Odunlar yandıkça suyun üstünde buharlar belirirdi. Buharlara elimizi tutup ne kadar dayanabildiğimizi ölçerdik. Sular ısınıp renkli çamaşırlar yıkanınca kazan yere inerdi. Kül küpümüz sahneye çıkardı. Annem odun ateşinden kalan tüm külleri küpün içine elleriyle doldururdu. Elleri simsiyah olurdu. Gözleri isten yaşarırdı. Küllerin üstüne ağzına kadar suyu da dökerdi . Küp ve küller bir köşede sabaha kadar beklerdi. Sabah olunca o su beyazların üzerine dökülür, başlanırdı tokaçla dövmeye taşın üzerinde. Yorulursa babam gelirdi yardıma, biz biraz denerdik ama ne zor iş, o çamaşırları dövmek. Annemin tabiri ile beyazları küllü sudan daha temiz yapacak bir şey yoktu. Uzun uğraşlar sonunda yıkadığı çamaşırları asarken yüzünde bir gurur, elleri ise kıpkırmızı… onun tabiri ile “sakız gibi oldular .” çamaşırlarının karşısına geçip seyrederdi. Onlarla konuşurdu, güneşin geldiği yöne çevirirdi, mandalları sirkeli suda bekletip takardı. Annem için çamaşır demek evin namusu demekti. Hele ki komşuları onun çamaşırlarının beyazlığını övdü mü, değmeyin keyfine. Şimdi bu küpe bakınca burnuma duman kokusu, bahçede annem çamaşır yıkarken yediğimiz salçalı ekmeğin tadı - çünkü o gün yemek olmazdı - geliyor. Küpe bakınca annem tutuyor sanki ucundan diğer ucundan babam suyu döküyorlar çamaşırların üstüne, küllerini seriyorlar kirlilerin üzerine. Abim evime geldiğinde, küpü nereden bulduğumu sordu, yenide boyanmış görünce yeni aldım sandı. Hatırlamadın mı diyerek başladım anlatmaya, abimin gözleri kızardı ağlamak istedi ağlayamadı. Ben hem ağladım hem anlattım. Abim elini omzuma koydu, annemlerin evini vererek hata mı ettik, dedi. Bu soru bile yetmişti bana. Abim fark etmişti. Annemlerin hatırasının üzerine hemen ev yaptırmaya kalkmak vefasızlık olmuştu. Ben de anneme karşı vefalı olamadım. Abime karşı çıkamadım. Bahçede hatıralarını yaşatamadım ama Kül küpüm, plak çalarım ve çiçeklerim bundan sonra hep benimleydi. Hatıralar her sabah salonumda canlanıyordu. Anıların üstüne külleri savurmadım. Bilakis hep yaşattım.
Evimizin yerine yapılan yeni apartmanın son işlerini halletmek için abimle gittik. Araba durunca kafamı sola çevirdim apartmanın isim tabelası takılmıştı. Abim müteahhite söylemiş, KÜL KÜPÜ APARTMANI olsun demiş.
Olmuş… Yeni evimizin adı Kül Küpü olmuştu. Abimde vefasızlık perdesini kaldırmıştı. Tüm yolumuz onlara vefa üzerine olacaktı bundan sonra.