ÖYKÜ/Kokulu merdiven

ÖYKÜ/Kokulu merdiven
03 Mart 2021 - 12:11
Arzu Armağan Akkanatlı
Bahçemizde ıhlamur ağaçları vardır. Babaannem merdiven dayar, öyle de bırakır ki gelen geçen zorlanmasın, toplasın. Bazı sabahlar uyandığımızda tanımadığımız insanları ağaçtan inerken ya da ağaca çıkarken selamlarız. Dedem yazlık eve taşınma işini ıhlamurların toplanma zamanına göre bildirir. Takvimimiz yaz başı ıhlamuru, yazlığı toplayıp dönüşümüz, mandalinayı gösterir. Bahçe kapısının yanındaki duvarda oturup Sezgin teyzenin sokağımızdan geçmesini beklerim. Her gün geçer, her geçtiğinde “Nar tanesi nur tanesi Çarşı mahallesinin bir tanesi” der. Bunu duymak için canım sıkılsa da otururum. Dedem de benim gibidir. Çok severiz güzel laf işitmeyi. Babaannem bizi oldukça akılsız bulur “Bunlara çek piyazı sabaha kadar beklet ayazı” der sık sık. Eğer Türkan Şoraylı bir film yoksa dedem erkenden yatar. Yani sabaha kadar beklemesi mümkün değil aslında. Yatarken televizyonun düğmesine basar, kapatır. Kalkıp açar izlemeye devam ederiz. Gece sanırım on kere tuvalete kalkar ben en az beşini duyarım. Bu şeker hastalığının, ismiyle hiç ilgisi yok. Her gün denize giderim. Sabahattin Yarbayla karısı babaanneme acıyıp, gelip teklif ettiler de kadıncağız mantosu, başörtüsü, ayağında çoraplarıyla Allah’ın yanar sıcağında beni beklemekten kurtuldu. Neredeyse yirmi yıllık komşular. Bana yüzmeyi öğrettiler. Dediklerine göre bu ülkenin en soğuk on denizinden biriymiş bizimki. Dudakları morarmış, tir tir titreyerek çıkanlara, ayaklarını suya soktukları anda bağırıp kuma geri dönenlere, bir cesaret dalmışsa da hemen çıkıverenlere alışkınız. Onlara hava atmaktan hiç utanç duymaz, tepeden bakıp “bakın nasıl da alışkınım, üşümüyorum ki” kulaçları atarım. Yüzme Olimpiyatında birinci gelse insan o kadar kibirlenmez. Bir sabah uyandık bizim merdiven yerinde yok. Yani ıhlamur toplandığı sürece ağaca dayalı duruyor ya, yeri de orası doğal olarak. Almış götürmüş biri. Vay başımıza gelenler. Dedem çok sinirlendi. Babaannem komşuları dolaştı bilen yok. “Ülen merdiven çalınır mı?” “Hacı, çalınmış işte.” “Çalınmaz efendim, merdiven çalınmaz. Millet gelir, çıkar ıhlamuru toplar, iner evine gider.” “Alırız başka merdiven, gece bırakmayız bir daha.” “Ben Mustafa Efendi ıhlamurunu kıskandı merdiveni kaldırdı” dedirtmem. “Ya hu bunca yıl toplamışlar bilmezler mi? Sabah namaza kalkınca koyarım ben bodrumdan çıkarıp bundan sonra” “Ne bakıp duruyorsun kızım? Sen de bakınsana arka taraftaki evlere, belki lazım oldu götürdü biri” Bunu bekliyordum. Gözden kaybolmak en iyisi ama hem merdiven hem ben kaybolamayız. O gün denize gitmedim. Hem pazar günleri çok kalabalık oluyor plaj, istemiyor bizimkiler. ‘Emanet çocuk’ diyorlar arada sırada ama çok işime gelmiyor sormak. Emanetin anlamına bakmıştım: “Birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse” yazıyordu. Dedemin siniri çabucak geçer. Pazar günü burada merdiven bulamayız pazartesiye kaldı tabii. Kahve içtik karşılıklı üçümüz, konu kapandı. İkindi uykusuna yatarız her gün. Mecburen yatıyorum ben. Kitap okuyorum. Kapıya polis geldi iki tane. “Mustafa Efendi dün gece Ayaklı tarafında bir eve girmiş hırsızlar, önce senin bahçeden merdiveni çalmışlar, sonra da gidip soyacakları evin duvarına dayamışlar” “Komiserim kusura bakmayın da alnında mı yazıyor ya hu benim merdiven diye?” “Yazıyor sayılır efendi, merdivene kırmızı boyayla isim yazmışsın. Birkaç ufak tefek soru için geleceksin bizimle” Hırsla kalktı gitti dedem. “Bunca yıllık hayatında karakolun kapısından içeri girmeyen adam, ıhlamurun kokusundan kul hakkına girmeyeyim diye hapse girecek nerdeyse.” Deyip sonra abdest aldı namaza durdu babaannem. İnsan niye merdivene isim yazar, birinin bahçesindeki merdiveni çalıp o çaldığı merdivenle başkasının evine nasıl tırmanır? Polis dedemi niye götürür? Kafamda çok soru var. Ağzımı açıp hiçbirini sormadım. Sezgin teyze babaanneme soru sormaktan bana dönüp bakmadı bile. Kul hakkının anlamına da baktım. Bence ağaç hakkı diye bir şey de var. Evin iki yanında o kocaman ağaçlar onca yüklü ve mis kokulu kollarına kimsenin eli, ayağı değsin istemiyorlardı belki. Dedemi hemen getirdiler. Babaannem polislere buz gibi limonata ikram etti. Polislerden biri evimizin oymalı kapısında babaannemle dedemin isimlerinin baş harflerinin farkına varınca, yanındaki arkadaşına da gösterdi, başlarını eğip güldüler. Yazlığa bir daha merdiven getirmedik.