Kafka'nın hayatına ve eserlerine derinlikli bir bakış

Kafka'nın hayatına ve eserlerine derinlikli bir bakış
24 Ağustos 2021 - 13:16
Utku Yıldırım
“Demek o esrarengiz böcek Samsa’nın yazarı bu” diye düşünür Gustav Janouch, az önce tanışıp elini sıktığı adamın normalliği, kibarlığı yüzünden düş kırıklığına uğrar. Geniş, ışık alan ofisindeki iki masadan birine kurulmuştur Kafka, acı tatlı gülümsemesi dışında metinlerini andıran bir hali, tavrı yoktur ta ki konuşana kadar. Dehşet verici uykusuz geceler olmasa hiçbir şey yazamayacağını, hücre hapsinin dönüp dolaşıp zihnine varmasını sağladığını söyler söylemez Janouch anlamıştır, aralarındaki kısa konuşmadan sonra “Bu adamın kendisi Dönüşüm’deki o zavallı böceğe benzemiyor mu?” diye düşünür bu kez. Anılarında fiziksel özelliklerine değinirken Kafka’nın “yüzüyle konuştuğunu” söyler, esmer yüz büyük bir devingenlik içindedir, anlamı sözcüklerle birlikte oluşturur.

Benliğini ortaya çıkarma arzusu metinlerinden önce gündelik yaşamına da sirayet etmiştir, dost olamayacak kadar içine kapanıksa da sağlığı iyice bozulup sanatoryuma yatana kadarki birkaç yıllık süreçte ne zaman Janouch’la zaman geçirse taşkın nehirler gibi konuşur, basit sorulara uzun, derin cevaplar verir Kafka, kendini küçük görmediği nadir anlara Janouch sayesinde şahit oluruz. Yakın arkadaşı Max Brod’a göre belki de en olumsuz özelliğidir bu Kafka’nın, kendine değer vermediği için hak ettiği ilgiyi ve takdiri görememiştir.
“Çiziktirdiği” her yazı yayımlandığında tedirginliğe kapılır, Max Brod ve Felix Weltsch olmasa yazdıklarını elinden kapıp sözleşmeyi önüne koyacak kimse yoktur etrafında. Metinleri hakkında konuşmayı sevmese de Janouch biraz da üsteleyerek “Samsa” ve “Kafka” arasındaki ilişkiyi öğrenmemizi sağlar. Kafka’ya göre bu tür bir şifre dile getirilmemelidir, Dönüşüm tümüyle bir itirafname olmasa da “boşboğazlık” olarak görülebilir. Brod’a göre içinde Kafka’nın diğer metinlerinde görülen umut ışığından bir parçacık olsa dahi yoktur, kapkaranlıktır. Dönüşüm hakkında çok yazılıp çizildi, gelecekte de çok sayıda tartışmanın odağında yer alacak gibi görünüyor. Gökdemir İhsan’ın yakın tarihli söylemleri edebiyatımıza yepyeni bir tartışma kazandırdı örneğin, İhsan’a göre Kafka’nın kahramanını böceğe dönüştürmesi son derece tehlikeli, kadim edebiyat insanı hayvanların üzerinde bir noktaya konumlandırmaya çalışırken modern edebiyat bunun tam tersini yaparak insanı hayvanlaştırıyor, beşer üstü bir var oluştan piramidin en altına insanın yolculuğu bu. Pek çok edebiyatçı tartışmaya dahil olup modernizm ve klasik edebiyat konusunda fikir yürüttüyse de belki de en sade açıklamayı Ünsal Oskay’ın Roman ve Etik adlı metninde buluruz, Oskay Kafka’nın Dönüşüm’üyle Faulkner’ın Ayı’sını aynı çerçeveye alarak bu anlatıların dinî öykülerde, halk masallarında ve popüler bilimkurgu metinlerinde irdelenen insan-evren ilişkisinin mitik öğelerini taşımadığını, aksine bu öğelerin aşılmasına hizmet ettiğini belirtir. “Biçimsel yönden mitlere benzeyen kurgusal bildirimler” sınıfına giren bu iki metnin poetik bağlamıyla İhsan’ın meseleye yaklaşımı arasında pek bir ilgi yok gibi görünüyor, alımlama biçimi anlam karşılaştırmalarına olanak sağlasa da okurun niyetinin ötesindeki bağlamı da düşünüp dönemin yaşam koşullarına, daha da önemlisi Kafka’nın doğrudan yaşamına bakmak gerekiyor. Samsa elbette o sabah yataktan kalkıp işine gidebilir, maişetini temin edebilirdi tıpkı önceki günlerde olduğu gibi. Ne ki böcektir artık, üstelik duvarlarda gezinecek kadar, metaforun da ötesinde kaskatı, olabildiğince gerçek, çöpe atılacak kadar böcektir. Bir gecede gerçekleşmez bu, süreç tüm bir yaşama yayılmış, karakteri insan olmaktan yavaş yavaş uzaklaştırmıştır. Çalışma hayatı, ailenin tahakkümü, yazarın yaşamını da ele alırsak Tanrı’nın sezilen varlığına karşın duyumsanan yokluğu gibi etkenler Samsa’yı olduğundan çok daha aşağı bir seviyeye indirmiştir. Birbirinden farklı zincirlerle bağlanan insanın “kemâle ermesi” mümkün değilmiş gibi görünüyorsa zincirlerden kurtulmak için yükselmek yerine düşmeyi tercih edecektir, böcekleşerek. Kafka’nın hayatıyla doğrudan ilgilidir Samsa, bu nokta göz önünde bulundurularak otobiyografik öğeleri metinlerinde sıklıkla kullanan yazarlar incelenirken yazarla metni tamamen birbirinden ayıran eleştiri kuramlarının yetersiz kaldığını söyleyebiliriz. “Dönüşüm” izleğini birkaç açıdan değerlendirmek mümkün, metnin fantastik literatürdeki yeri bunlardan biri. Kafka’nın gerçekliği değerlendirdiği sözleriyle Todorov’un çözümlemeleri paralel okunduğunda ortaya ilginç bir örüntü çıkıyor: Fantastik adlı metninde Todorov doğaüstü bir olayın okuru sarsan dehşetiyle başlayan, giderek doğallaşan anlatısal bir havadan bahseder, sondaysa geriye doğaüstü diye bir şey kalmaz. Kafka bütün süreci tersine çevirerek anormali normalleştirir, karabasanı gündelik yaşamda canlandırır, Sartre’ın deyişiyle yegâne fantastik nesne olan insanı doğallığı ve toplumsallığıyla anlatır. Kafka’nın Janouch’la sohbetlerinden birinde Todorov’un çıkarımlarını destekleyen görüşlere denk geliriz, Kafka’ya göre gerçeklik her insanın sürekli yeniden üretmek zorunda olduğu bir fenomendir yoksa solup gider. Belki de yaşamın ta kendisi olduğu için olabildiğince mantıklı, algılanan dünyayla eşit bir yapıya sahip olmalıysa da yorumlamadan ve hayal gücünden tamamen bağımsız değildir. Gerçekle oynamanın her zaman yaşamla oynamak anlamına gelmesi Brod’un da ilgisini çekmiştir, yalnızlığın sessizliğinde yaratıcı kişinin biricik “doğru” sözü işittiğini söyler, sanatçı ancak böyle bir durumda inancının en derin katmanına ulaşır ve manevî dünyanın sonsuzluğunun bilincine varır. Brod’a göre Kafka çağın en önemli sanatçılarından biridir, edebi bir devdir ve insanlar arasında bir cüce olarak yaşamıştır, huzursuzluğunun kaynağını gündelik yaşamından çekip alarak olduğu gibi kurmacaya yerleştirebilmiş sayılı insanlardan biridir belki, özünü iyice kavrayıp onunla ne yapacağını bildikten sonra personasını böceğe dönüştürmek hiç de zor olmamıştır. İkinci örüntüyü Kafka’nın aileyle ilgili düşüncelerinde buluruz. 1919’da akciğer hastalığının tedavisi için gittiği Schlesen’de tanıştığı Minze’ye yolladığı mektuplardan birinde Minze’nin ailesinden kopmak istemeyişine karşı çıkar, bir kez tedirginliğe sürüklenen insan için yurdun artık yurt olmadığını, anıların, hüzünlerin, utançların boğduğu bir mekân haline geldiğini söyler. Kendi evindeki durum da aşağı yukarı böyledir, Kafka işten eve geldiği zaman pek sevdiği kardeşleriyle vakit geçirmekten keyif alsa da geceyi bekler. Pek Kafka ile bir hayat Utku Yıldırım az uyuduğunu, okunacak ve yazılacak metinlerle sabahın ilk ışıklarını görene kadar uğraştığını söyler, evdeki tutsaklığını odasına kapanarak unutmaya çalışır. Özgürlük özlemi mektuplarında sıkça ortaya çıkmaktadır, Kafka yaşama dair derinden hissettiği başarısızlığını başka yaşamlara yol göstermek için kullanmaktan çekinmez. Kendisiyle yüzleşmekten korkmadığı gibi arkadaşlarını da bu sağaltıcı eyleme ortak etmeye çalışır, Janouch’la yürüyüşe çıktıkları bir gün Hermann Kafka’yla karşılaşırlar, baba Kafka oğlundan hemen eve gitmesini isteyince sevginin gerisinde zorbalığın sırıttığını söyleyiverir Franz. Babasıyla sürdürdüğü gerilimli ilişki hakkındaki konuşmalarında metinlerini çağrıştıran bir ses var, Brod’a göre dokuz ölçü umutsuzluk ve bir ölçü umut. Benzer karışıma sahip insanlar sayılıdır, bu yüzden anlaşabileceklerini düşündükleriyle ironik bir bağ kurar Kafka: mesafeli ve sıkı. Aile bağlarından daha sıkı hatta, biricikliğe sahip herkesin Kafka’nın ailesinden daha yakın olduğunu söylemek abartıya kaçmaz. Janouch’la yakınlaşmasını sağlayan olay elektrik faturalarıdır örneğin, geceleri odalarına çekilip yaratma cesaretine kavuştukları için Janouch’un kendisini anlayabileceğini düşünür, her ne kadar ketumluğuyla bilinse de içinde taşmayı bekleyen nehrin ışıltısını sergilemekten erinmez. Kurmacalarında anlatıyı ön planda tutar, kurgu konusunda hassastır ama bu pek öznel ışıltıyı karakterlerinin mücadelelerinde göstermeyi bilir aynı zamanda, metinlerindeki karakterler bağlamında kurmacayla gerçeklik arasındaki perde pek incedir.
Kişisel bunaltılar, babasının yazmaktan men etmeye çalışması, pek sevdiği kardeşi Ottla’yla asbest fabrikası konusunda kavga etmesi, Brod ve ilk nişanlısı Felice Bauer’in o dönemki görece soğukluğu da eklenince Kafka’nın Dönüşüm’ü yazmaya başlaması için bütün şartların olgunlaştığını görürüz, terk edilmişliğin üstesinden gelebilmek için ailesini küçük düşürmekten geri kalmayacak, kendi kurtuluşu için pek sevdiği kardeşlerini ve sevgiyle nefret arasında garip bir duyguyla bağlı olduğu babasını feda edecektir.
Son olarak böceklikten bahsetmek gerek, Reiner Stach’ın Kafka-Karar Yılları adlı hacimli araştırması bu konuda geniş kapsamlı bilgiye ulaşabileceğimiz en önemli kaynaklardan biri. Kafka’nın anlatacakları için uygun görüntü veya metafor arayışına hiçbir zaman girmediğini, aklına düşen imgelerden yola çıkarak metinlerini kurduğunu, Kafka’nın metinlerinin bir görüntünün ortaya koyduğu gösterilerin toplamı olduğunu söyler Stach. Hayvanlarla insanların iç içe geçtiği anlatıların kaynağı Hermann Kafka muhtemelen, Franz çocukluğundan itibaren babasının başkalarına ettiği hakaretleri işiterek büyüyor. Beceriksiz aşçı kadın “inek”, veremli mağaza çırağı “hasta köpek”, yemek masasına yiyecek döken oğul “büyük domuz” oluverir ansızın, böylece hayvanlaşmanın adi bir şey olduğu küçük çocuğun aklına kazınır. Üstelik sosyal yaşamında denk geldiği insanların da benzer hakaretleri savurması bir yana, 1890’larda at leşlerinin metropol caddelerinde görülmesi de Kafka’yı etkilemiş olmalı. O dönemde hayvanların acı çektiği düşüncesi bile genel geçer bir kabul görmemişti, çoğu insan için hayvanlar sadece faydalanılan canlılardı. Haliyle böcekler en kötüsüydü, bir insanı böcek olarak göstermek büyük bir hakaret olarak kabul ediliyordu. Kafka’nın fobisi yüzünden farelerle savaşmak zorunda kaldığı bir dönemde yazdıkları dikkate değer, fareleri böceklerle bir tutarak “istenmedik”, “kaçınılmaz” ve “dilsiz” gibi sıfatlarla anıyor. Dilsizlik, ifade yoksunluğu Kafka için dehşet kaynağı olmasının yanında Dönüşüm’ü yazmadan önce icat ettiği zihinsel bir oyuna dahil, Taşrada Düğün Hazırlıkları’ndaki damat karakteri bezginlikle yatarken kendini büyük bir böceğin şekline sahip olarak düşünür. İyi bir benzetmedir bu, son halini alana kadar bir iki esin kaynağı daha belirerek Kafka’yı etkileyecektir. Johannes V. Jensen’in bir öyküsünde eski çağların iğrenç yaratıklarından birine dönüşen karakter nihayetinde tekrar insan formuna kavuşur örneğin, Stach’a göre iki böceğin bazı fiziksel ayrıntıları doğrudan doğruya benzeştiği için Kafka’nın etkilendiği bir metindir bu. Kurmacanın dışına çıkıp Kafka’nın yaşamına bakarsak bir dönüşüm sürecinden ziyade Kafka’nın var oluşunun merkezindeki böcek metaforunun ortaya çıkışı olarak da görmek mümkün bu yaratıyı, dilsizlikle birlikte yabancılık ve önemsizlik 1912’de Felice’ye yazdığı mektuplardan birindeki samimi itirafları anlamlı kılar.

Kafka yaşamının temelinde çoğu zaman başarısız kalan yazma denemelerinin olduğunu, yazamadığında hemen yere serilip süpürülmeyi hak ettiğini söylerken Samsa’yı da giderek belirginleştirir. Otobiyografik öğelerin izini mektuplarda ve anılarda sürmek kurguları aydınlatmada tatmin edici derecede işlevseldir ama Stach’a göre pek çok mistifikasyon da kaybolmuştur, doğrudan metinden çıkartılabilecek birkaç anlam hariç. Dönüşüm’ü Alfred Kubin ve Gustav Meyrink’in yazdıkları metinlerin yanına koymak mümkünse de kimse Kafka’yı yeni Avusturya fantastiği başlığı altına sokma düşüncesine yanaşmaz. Todorov’un da bahsettiği gibi okur ters çevrilmiş bir kurmaca örüntüsüyle karşı karşıyadır, ansızın ortaya çıkan bedensel dehşete alıştıktan sonra Samsa’nın sonunu görünce acının bittiğini düşünerek rahatlar. Fantastiğin dinamiklerinden oldukça farklı bir anlatıdır Kafka’nınki, o dönemin somut gerçeğine açılan bir penceredir aynı zamanda. Yaşam karşısında hissedilen yenilgi, memuriyetin bunaltıcı döngüleri, boyun eğme, bastırılmış cinsellik gibi evrensel olgular güncelliğini koruyor. Dönüşüm’ün klasikler arasındaki haklı yerini almasının sırrı küçük bir devlet dairesinde çalışan mutsuz bir adamın insanlığı ve Tanrı’yı anlayıp başarıyla kurgulayabilmesinde gizli.

KAYNAKÇA
• Reiner Stach, Kafka-Karar Yılları, Sel Yayıncılık, 2013 • Ünsal Oskay, Roman ve Etik, İnkılâp Kitabevi, 2014 
• Gustav Janouch, Kafka ile Söyleşiler, Cem Yayınevi, 2000 • Max Brod, Kafka’da İnanç ve Umutsuzluk, Cem Yayınevi, 2000 • Tzvetan Todorov, Fantastik Edebi Türe Yapısal Bir Yaklaşım, 
Metis Yayınları, 2017