Ödüllü yazar Gaye Boralıoğlu: Yazmanın ilk ve olmazsa olmaz tek koşulu okumak, gerisi hikâye

Ödüllü yazar Gaye Boralıoğlu: Yazmanın ilk ve olmazsa olmaz tek koşulu okumak, gerisi hikâye
23 Ağustos 2022 - 13:05

Neslihan Yiğitler

“Hayallerimiz, zihnimizin sonsuz imkânlarını kullanarak eşyadan eşyaya atlar, toz zerreciklerinin arasından sızarak, kapılardan geçerek,  o duvardan o duvara yayılarak özgürce dolanır, büyür, renklenir, yaşamak zorunda olduğumuz şu tatsız hayatı renklendirir. Ama başka birini görünce suskunlaşır, kabuğuna saklanır. Hayal etmek, yalnızlık gerektirir.”(Alametler Kitabı-Çalıntı Hikâye)

Bu yıl on ikincisi verilen Türkan Saylan Sanat Ödülü’nü öykü dalında “Alametler Kitabı’yla Gaye BORALIOĞLU aldı. İletişim Yayınları’ndan çıkan yedinci eserinde yazar, var olmayan bir dünya içinde tam da bugün, bu anda yaşadıklarımızı, bilmediğimiz, bizden gizlenen gerçeklerle yüz yüze gelince verdiğimiz tepkileri, “Bir savaş idare etmenin delice zevki” gibi kendimize bile söylemediğimiz gizil duygularımızı merkeze alaraköykülüyor. On dört öyküden oluşan kitap, bize hem geçmişi hem de geleceği “alamet” ediyor. Değerli yazarımızla Edebiyat Atölyesi için kitabı, ödülünü, öykü türünden farklı türleri ve yazar adaylarına önerilerini konuştuk.

1-Kitabın ilk öykülerinden biri (“Alınyazısı” ile başlamak isterim. “Alnına yazılan harfleri ve geleceği düşünmemek acıyı hafifletiyordu, bu iyiye alametti.” Diyorsunuz. Alt metinde bu kadar derin ve çok şey anlatabilmek ama görünen yüzde öykünüzü bu kadar yalın, elle tutulur-gözle görülür hale getirmek planlı olarak mı ilerledi yoksa hikâye etmenin doğal akışıyla mı ortaya çıktı?
Her şeyden önce şunu belirtmeliyim basitleşmeden sadeleşmenin, sığlaşmadan yalınlaşmanın bir tür bilgelik yolu olduğunu düşünüyorum ve bu yolda yürümek istiyorum. Çünkü dozu iyi ayarlanmamış süs püs çoğu kez görüntüde bir gösteriş yaratsa da hikâyenin özündeki kuvveti artırmaz, hatta pek çok kere zaafları, eksiklikleri gizler. Alınyazısı öyküsünü bir rüyamdan yola çıkarak yazmıştım, ama aslında derininde pek çok meselenin, imkânsız iletişim, normalleşmiş şiddet, tarifi kolay olmayan annelik-çocukluk ilişkisi, yalnızlık, iktidar baskısı vs tüm bunların, kavşağında duran bir hikâye. Süslü bir anlatımla bunca şeyi bir arada anlatmak çok kaotik, berbat sonuçlar doğurabilirdi. Sadelik benim için içeriğin zenginleşmesine hizmet eden bir seçim.
2-Öykücülüğün olmazsa olmazı “tek vuruşta etki” ve “ters köşeler” Alametler Kitabı’nda genel işlenişinin tersine öykü sonunda değil kimi başında kimi de öykülerinizin ortasında yer alıyor, bu özgünlüğü yakalamanızdaki sırrı okurlarımızla paylaşabilir misiniz?
Alâmetler Kitabı’nda öykü tekniği açısından birçok yenilik var. Ben yaptığının üstüne oturmayı seven bir yazar değilim, yazdığım şey her şeyden önce beni heyecanlandırmalı.  Senaryo, öykü, roman... Türler arasında da geziniyorum, yazınsal denemelerden de vazgeçmiyorum. Bu benim için bir oyun değil, yazının imkânlarını genişletmenin yollarını aramak.
3-Zamandan kopmayan, gelecekçi bir anlatım diliniz var. Satırlarınızın kimilerinde spritüal kelimeler de bulunmakta. Doğaüstü ve ruhsal anlatıma/ anlatımlara bakışınızı öğrenebilir miyiz? Yaşamınızda ve kaleminizde yer almasındaki öz nedir?
Ben edebiyatımdaki bu tür öğeleri daha çok gerçeklik algısını kırıp bozup yeniden kurmak olarak tanımlıyorum.  Çünkü hakikat düz bir doğrultuda kurulmuyor, nesnel gerçeklikten farklı bir kavram. Görünen yüzlerin arkasında sırlar var, kurulu düzenin altında kaynayan başka bir âlem var. Benim için edebiyat bu sırları, bu âlemleri keşfetme sanatı.
4-Öykülerinizde, alışılmış “Ezenlerle ezilenleri” anlatmak yerine “ezenler ezilenleri ezerken zevk alan izleyicileri ve susanları” göstermeye çalışıyorsunuz. Bu uyandırışın okurlarınızda yaratacağı etkiyi öngörmüş müydünüz?
Elbette ben bir etki öngördüm ama okurda ne kadar karşılığını buldu onu bilemiyorum.  Görmezden geldiğimiz, farkında olmadan sebep olduğumuz, yüce değerlerin gözümüzü kör ettiği, bencilliğimiz yüzünden yok saydığımız halleri anlattım Alâmetler Kitabı’nda. Bunlar aslında yüzleşilmesi zor hakikatler, kolay yutulur mevzular değil. O yüzden okur ne kadar içine sindirdi öyküleri bilemiyorum.
5-“Derin Soruşturma” öykünüzde Barlas Dikmen karakteri, toplumsal normların dışında kalması, bu normlara uymaması nedeniyle bir anlamda potansiyel katil sayılıyor. Ötekileştirme gibi hassas konuların öykülerinizde yer almasının kaynağı neydi?
“Öteki” ya da “ötekileştirme” benim edebiyatımın temel izleklerinden biri zaten. Diğerkâmlığın kaybolduğu bir dünyanın hızla yaşanır olmaktan çıktığını düşünüyorum. Birlikte yaşayabilmek için bizim gibi olmayanı varsaymaya, başkasının gözlükleriyle, gönlüyle dünyaya bakma refleksini içimize sindirmeye ihtiyacımız var.
6-Karakterlerinizden birinin elinde maddi ve manevi değerleri ölçebilen bir “değer ölçer” var. Sembollerin öykülerinizdeki konumunu nasıl anlatırsınız?
Ben pek sembol kullanan bir yazar değilim. Alâmetler Kitabı’nda sembolden ziyade aslında bildiğimiz, gördüğümüz, tanık olduğumuz hakikatleri başka bir varsayım ortaya koyarak yeniden kurgulamak yoluna gittim. Barınak, Alınyazısı ya da sizin de sözünü ettiğiniz Eşyanın Tarihi öyküleri bu tür öykülerdir.
7-Yazın türlerinin birçoğunda değerli eserleriniz olduğunu biliyoruz. Sizi yazmaya iten türün kendisi mi? Yoksa söylemek istediğiniz şeye göre mi türü seçiyorsunuz?
Ben en temelde hikâye anlatmayı seven bir yazarım. Anlatacağım hikâye hangi forma uygunsa, o türde anlatıyorum.
8-Türkan Saylan sanat ödülü bu yıl size verildi. Bu ödülün sizin yaşamınızdaki yeri ve genel anlamda sanat ödüllerine bakışınızı öğrenebilir miyiz?
Türkân Saylan Sanat Ödülü benim için çok kıymetli, hem pek çok yönden gıpta edilecek ve üstelik de zulüm görmüş bir kadının adına verildiği için hem de çok değerli bir jürisi olduğu için.
Ödüller için yazmıyorum ama elbette ki önemli bir ödüle değer bulunmak insanı mutlu ediyor. Motive oluyorsunuz. Bu meşakkatli işin karşılığında sizi takdir eden birileri olduğunu bilmek insana iyi geliyor.
9-Son sorum olarak “Edebiyat Atölyesi ”okurlarına ve yazma isteği olanlara önerilerinizi öğrenebilir miyiz?
Sadece okumak diyebilirim. Yazmanın ilk ve olmazsa olmaz tek koşulu okumak. Gerisi hikâye...

Çok teşekkürler,