Hayallere Açılan Kapı*

Hayallere Açılan Kapı*
15 Ağustos 2022 - 10:02

Yılmaz Can Derdiyok

Dalların sevdası düşmüş toprağa
Olgun meyvelere hasret gençliğimiz”
Adnan Yücel
Bir oda. Kare şeklinde. Minicik bir penceresi var sokağa bakan. Odanın içinde bir yatak, yatağın hemen yanında bir sehpa. Sehpanın üstünde ağrı kesici ve su. Dışarıda ayaz. Oda soğuk.Yatakta bir genç. Öylece tavana bakıyor.Derken yakınlardan gelen bir ezan sesi. Sabah ezanı. Hoca ezanı sanki odanın içinde okuyor.
Ezanın bitişiyle birlikte zihnindeki düşünceler bulanık bir hâl almaya başladı. Uyku bastırıyordu. İki gün önce okulda olanlardan sonra kendini bu noktada bulmasına anlam veremiyordu. Anlamsızlığın ve bulanıklığın birleştiği noktada odanın tahta kapısından iki tık sesi geldi. Başını yavaşça fakat yoğun bir gıcırtı sesiyle açılan kapıya yöneltti. Kapının aralığında kendinden birkaç yaş büyük amca oğlunun bakışları göründü.“Sen hiç uyumadın mı amca oğlu?İçinde bulunduğu durumu dile getirmekten imtina ederek iki kaşını yavaşça yukarı kaldırdı.Ben işe gidiyorum, sana hayırlı dersler.Kapı gıcırdayarak kapandı. Amca oğlu gün aymadançalıştığı fabrikaya gitmek üzereyola çıkar, eve gelişi ise zifirî karanlığı bulurdu.Bu eve ne zaman gelse onuya sabahın alacakaranlığında ya da işten dönüşünde kısa bir süre görebiliyordu.
Uyku tutmayacağını anladığında soğuk yatağından kalktı. Odanın karşısındaki banyoya girdiğinde yine soğuk havanın katlanarak vücuduna çarptığını, çeşmeyi açtığında ise akan suyun elini ve yüzünü kestiğini hissetti. İki gündür yemek girmeyen midesi kazınmaya başladı. Mutfağa yöneldi. Buzdolabı, makarna çekmecesi, ekmek sepeti... Boş. Başı döndü. Sendeleyerek sandalyeye yöneldi.Oturduktan sonra sandalyenin gıcırtısı bir süre daha devam etti. En ufak hareketinde sandalye yeniden gıcırdamaya başlıyordu. Dirseklerini masaya dayadı, başını iki elinin arasına aldı.Bütün gece yaptığı şeyi yapmaya, olanları yeniden düşünmeye başladı.
İki gün önce dersten çıkıp yemekhaneye giderken her şey sıradan sayılırdı. Ne olduysa yemekhanenin önünde biriken kalabalığı görüşüyle olmuştu. Yemekhane ücretlerine gelen zamma karşı eylem yapan bir grup öğrencinin etrafını güvenlik güçleri çevirmişti. Kalabalığı gördüğünde zihninde bir çelişki belirdi. Çelişkinin bir ucunda vicdanı diğer ucunda ana babasının telkinleri vardı.Ağır basan vicdanı vücudunu da etkilemişti. Kalbi hızla çarpıyor, vücudu ısınıyor fakat elleribuz kesiyordu. Koştu. Kalabalığın içine daldı. Henüz bağıramamıştı ki kollarından çekildi. Sürüklendi. Kolluk aracına bindirildi. Karakola götürüldü. Gece yurda döndüğündeyurdun girişindeki kulübede bekleyen güvenlik görevlisi yurt müdürünün odasına çıkması gerektiğini söyledi.Müdürün odasına çıktı. İndi. Okulun yurduna girişi yasaklanmış, yurt odasından eşyalarını toplamak için bir hafta süre verilmişti.Amca oğlu durumu fark etmeyecek miydi? Fark ettiğine ailesine haber vermeyecek miydi?Evde böylece kalmak onu rahatsız etmiş, düşündükleri kendine yönelen işkenceye benzediğinden onlardan kurtulmak adına kendini dışarı atıvermişti.
*
Bütün düşlerde olduğu gibi
Anamın yaşlı çehresinde olduğu gibi
İçimde bir şeyler birikiyor
Nihat Behram
Bulunduğu binanın kapısı sağlı sollu eskimiş binaların olduğu dar bir sokağa açılıyordu. Kasvetli sokaktan kampüs yakınlarına gitmek üzereotobüs durağının bulunduğu ana caddeye doğru yürümeye başladı. Gökyüzünü kaplayan bulutlar hafifçe yağmur damlatıyorlardı. İnsanlarsağlı sollu su birikintilerine basan tekerleklerin sıçrattıklarıyla mücadele içinde sokaklardan otobüs durağının bulunduğu caddeye doğru ilerliyordu.Caddeye ulaştığında durağın etrafındaokuluna yahut işine ulaşmaya çalışaninsan yığınını gördü. Yaya geçicinden karşı yöne geçmek üzere yanacak ışığı beklerken hınca hınç dolmuş bir belediye otobüsü yolcu almak için durağa uğrayamadan hızla uzaklaştı. Sabah saatlerinde otobüse binebilmek için bilehesap yapmanın ne derece önemli olduğunu düşündü. Telefondan otobüsün geliş saatine bakmalı, kuyruğun başında olmak için dakikalarca önce durağa ulaşmalı, diyelim ki ulaştı; otobüse binebilmek için araya kaynak yapmak isteyenlerle çetin bir mücadele içine girmeli...
Bindiğinde gözlükleri buğulandı. Klimayla ve aynı zamanda yolcuların nefesleriyle ısınan otobüste soluk alabilmek güçtü. Yolculuk için kendine yer edinebilmeyi başarmıştı.Telefonunu eline aldı, bir yeni mesaj. Okuldan uzaklaştırma cezası. Yurda girişinden sonra okula girişi de yasaklanmıştı. Nereye gidiyordu?
Kampüse iki durak kalmıştı ki otobüsün içinden bir çığlık yükseldi: “İmdaaat!” Bütün gözler oraya çevrildi. “Allah’ın belası, aşağılık...” Kadın cümlesini tamamlayamadan otobüs durağa yanaştı.Bir adam hızlıca caddeye atlayıp kayboldu. Hareket eden otobüsün içinde olan bitenin ne olduğu açıktı. Kampüs önündeki durağa yaklaşırken kadının hıçkırıkları yükselmeye başladı.
İndi. Sağa sola bakındı. Ne yapacağını, nereye gideceğini bilmeksizin durağın önünde dikiliyordu. Yürümeye başladı.Ağlayan kadını düşündü. Öfkelendi. Bulutlar da öfkelendi. Sağanak yağmura aldırmaksızın yürümeye başladı.
*
Yaşamak:
birer birer
ve hep beraber
ipekli bir kumaş dokur gibi...
Hep bir ağızdan
sevinçli bir destan
okur gibi
YAŞAMAK...
Nazım Hikmet
Nereye gideceğini, ne yapacağını bilmeden sağanak yağmurun altında dakikalardır yürüyordu. Sırılsıklam bedeni gibi zihni ve kalbi de sığınacak bir liman arıyordu sanki. Başını çevirdiği her noktada farklı bir sorun, farklı bir haksızlık olduğunu görüyor; haksızlıkları ve zulmü neden şimdi olduğu kadar net ve gerçek biçimde fark etmediğini sorguluyordu.Kampüsün çevresinden de epey uzaklaşmıştı. Bu mahalleye daha önce uğramamıştı. Dar sokaklar, iki katlı ve bahçeli evler, cumbalı balkonlar... Köşe başındaki küçük kahve dükkânına girip soluklanmak istedi. Dükkânın kapısını açtığında zilin ötüşüyle birlikte içeri adımını attı. Asma katı olan küçük ve şirin dükkânın alt katında sandalyelere dizilmiş genç bir topluluk iki konuşmacıyı dinliyordu. Konuşmacılara baktı, yüzünde derin bir şaşkınlık belirdi. Öylece kalakalmıştı. Birkaç saniye sonra dükkândaki herkes meraklı ve şaşkın bakışlarla onu izlemekteydi. Boş bir sandalye gösterildi. Oturdu.Orada oturanların neredeyse hepsi yemekhane ücretlerine gelen zammı protesto eden öğrencilerdi.Konuşmalardan anladığı kadarıyla yaşananları değerlendirmek için toplanmışlardı.
Yanan soba ve içtiği sıcak bir bardak çay içini ışıtmıştı. Konuşulanları dinledikçe zihninin ve kalbinin sığınacağı sıcak limanı bulduğunu hissediyordu.Zihnindeki bulanıklık saydamlaşıyor, içini saran kara bulutlar dağılıyordu.Söz sırası ona geldiğinde uykusuzluktan ve açlıktan yorgun düşen bedenine aldırmaksızın iki gündür yaşadıklarını ve hissettiklerini uzun uzun anlattı.
*
Unutma sakın unutma
Bağışlama sakın
Sakın düşmanını sevme, sakın susma
Bekle büyük kavgayı bekle
Anlıyor musun yüreğim?
Gülten Akın
Amca oğlunun evine geldiğinde akşamın karanlığı bastırmaya başlamıştı. Elini ve yüzünüyıkadı. Üstünü değiştirdi. Yatağına uzandı. Ayrılırken hediye olarak verilen kitabı başucuna koydu. Düşünmeye başladı. Okulunu, amca oğlunu, mutfağı, otobüs durağını, ağlayan kadını, arkadaşlarını... Çoktan uyumuştu. Hayallerindeki dünyanın kapısını geçmişin zorluğu ve yüküyle aralamak üzere uyanacaktı.
*: Evrensel Gazetesi Genç Hayat öykü yarışması 2022 yılı birincisi olan öykü ilk kez dergimizde yayımlanmaktadır.