Doğum lekesi

Doğum lekesi
17 Şubat 2022 - 11:58
Aylin Özsancak Sağdıç
Hemen önümden giden koltuk değnekli yaşlı kadın duraklayınca yavaşlamak zorunda kaldım. Geniş koridorlardan akan insan seli; kimi eli reçeteli, kolu sargılı, kimi tekerlekli sandalyede, kimi kantinden aldığı nevale ile refakatçi olduğu on metre öteden belli yorgun, dağılmış… Bir o yana bir bu yana koşuşturan şaşkın kalabalık… Eh kestirmeden giderim hesabıyla Acil kapısından çıkmaya çalışırsam olacağı bu. Bir nehre kapıldım sürükleniyorum. Geri dönüp ana kapıdan mı çıksam acaba diye karasız durdum yolun ortasında. Başımı bıkkınlıkla sağa sola çevirirken, yan tarafımda geniş cam kapı ile ayrılan bölümün ardında bir yüz dikkatimi çekiyor, daha doğrusu o yüzde gördüğüm bir doğum lekesi.

“Kıbrıs Haritası” gibi der dalga geçerdi annesine kızdığında. Hatta bir defasında henüz çok küçükken uyuduğu bir anı kollayıp bulaşık süngeri ile yüzünü silip çocuk aklıyla annesini o lekeden kurtarmaya çalıştığını anlatmıştı. Duraklıyorum. Haritanın olduğu yüzü tümüyle görmek istiyorum. Gözlük takılmış, bir zamanlar aralarında seyrek de olsa akların yer aldığı sarı saçlar artık bembeyaz. Ama yine gür dalgalı. Okka burun, mavi gözler yerli yerinde. Hatırımda kalan resmin renkleri solmuş, kırışmış hali karşımdaki. O an karar verip camlı kapıdan içeri yöneliyorum.
Telefonum çalıyor, az önce yanından ayrıldığım hasta için arıyor hemşire. Bir yandan onun söylediklerine seri cevaplar verirken, ileri geri dolanıyorum karşılıklı dizilmiş  koltukların arasında. O hengamenin içinde sesimi duyurmaya çalışarak arşınlıyorum koridoru. Floresan lambaların rahatsız edici aydınlığında gözüm yerdeki büyük seramik karoları sayarken konuşma bir an önce bitsin istiyorum. Fark etmeden epey uzaklaşmışım bulunduğum yerden. Sorumlu hemşireye  yaklaşıp soruyorum başımla “Kıbrıs haritalı” yaşlı kadını gösterip,
“Ne şikayetle getirmişler hastalarını ?”
“Beyin kanaması ve çoklu organ yaralanması doktor bey.”
Kocasıdır, diyerek bastırmaya çalışıyorum içimde baş veren şüpheyi. Gözüm kadını takipte. Yüzünü esir alan endişe dalgası, hastanın kocası olmadığını söylüyor bana. Bu endişeyi yorumlayışımda  paylaşılan geçmişe ek bunca yıllık hekimlik tecrübem de söz sahibi.
Hastanın nerede yattığını hemşireden öğrenip, kimi göreceğimi, nasıl bulacağımı bilmeden seri adımlarla yoğun bakıma giriyorum. Gözlerim inatla yaşlı bir adam arıyor. Hemen önümdeki yatakta yatan genç kadın, tanıdık, ince uzun parmakları ve sarı saçları ile bana bir şeyler fısıldar gibi oysa ki.. Ne tuhaf, onu gözleri kapalıyken hiç görmemişim. Şimdi fark ediyorum. Böyle de çok güzelmiş. Nabzına bakar gibi yapıp elini avcumun içine alıyorum. Sahi en son ne zaman el ele tutuşmuştuk ki biz ?
“Şuuru kapalıydı getirdiklerinde, batın içi kanama nedeniyle ameliyata alındı. Takip ediyoruz doktor bey.” İşinin ehli sorumlu hemşire kısa bir özet geçiyor. Ne ara gelip arkama dikildi ki bu kadın? Hiçbir şey söylemeden çıkıyorum.
Buzlu camın ardından beni fark eden ve şaşkın gözlerle takip eden bu defa o. “Kıbrıs haritası” büzüşmüş, ufalmış gibi geldi nedense. Ne o hatırlamak istedi “Kızımın hayatından çık” deyişini, ne de ben, onun tehditlerine boyun eğip sevdiğim kızı öylece bırakıp gidişimi. Ne ben kendi yüreksizliğimi unutabilmiştim, ne de o, çalıştığı bankada  iftiraya uğrayıp hapse düşen adamın tıfıl oğlunu kızına layık bulmadığını.
Kendi gölgesiymişçesine hayatına müdahil olduğu kızının tüm seçimlerini bizzat kendisi yapardı. Anne kız arasındaki fiziksel benzerlik de garip bir şekilde beslemişti bu saplantılı hali. İşte şimdi de bana bakarken, sayısız yalanı, ikna yeteneği ile harmanlayıp sevdiği kızın gözünde değersizleştirdiği o genç çocuğu arıyor. İkimiz de buzlu camın ardına sığınıp varlığımızı yokluyoruz.  
Omzuna bir el dokunuyor o sırada. Genç bir adam, üstü başı kan içinde, telaşlı, bitkin. Başını ona eğmiş heyecanla bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Sözcüklerin ağzından güçlükle çıktığı çok belli. Aralarındaki bir karış mesafeye karşın söylediklerinin yerine ulaşmadığını, yolda tökezlediğini hissediyorum.  Genç elin altındaki yaşlı omuz düştükçe düşüyor. Haritanın sırtı bana dönük artık. Görüş alanımdan çıkmak istiyor ama yoğun bakımın dar uzun bembeyaz koridorunun tam ortasındayken bu pek mümkün değil.
Hoparlörden cızırtılı anonslar geçmeye başladı. İçime yerleşen keskin acıya rağmen, ismimi işitince adımlarım hızlanıyor. Yanlarından geçip ana koridora asansörlerin olduğu noktaya çıkmam lâzım. Anonsu o da duydu, sırtı hâlâ bana dönük. İki adım atmıştım ki elleri dosyalı, polis  üniformalı iki kişi koridorun diğer ucunda göründü. Polisler  karşı uçtan, ben bu uçtan seri adımlarla onlara yaklaşıyoruz.
Üniversite sınavına  birlikte çalıştığımız günler düştü aklıma; A ve B noktasından eşit hızla birbirlerine doğru hareket eden iki araç hangi noktada karşılaşırlar?...En sevmediği konuydu…
Görevli polislerden birinin,  üstü başı kan içindeki genç adama, tam da soru yönelttiği anda karşılaşıyoruz.
“ … eşinizin ağır yaralandığı kaza ile ilgili ifadenize başvurmak için geldik. Aracı siz kullanıyormuşsunuz. Bizimle emniyete kadar gelmeniz gerekiyor.”
Polislerin aniden duraklaması ile dar koridorun ortasında yol tıkanıyor. Yanlarından geçemeyip ben de duraklıyorum. Tuhaf bir an;
En başta türlü hile ile elediği… Elediğinin yerine kabul ettiği… Ve tüm bunları yaparken kızının yerine koyduğu kendi kötücül varlığı…Üçümüz de aynı dairenin içindeyiz şu an. Hatta dördümüz…Avucumda az önce dokunduğum ince uzun parmakların soğukluğu hüküm sürüyor hâlâ. İçim dışım karmakarışık…O uzun biçimli parmakları ile lisenin müzik odasına gizlice girip Nuh Nebi’den  kalma piyanoda çaldığı melodi dolaşmaya başlıyor zihnimde. Birileri duyup gelene kadar,  hatta bizi azarlayıp dışarı çıkarana kadar çalabildiği beş on notalık kısmı. Islıkla çalarak devam ederdik, müdür muavinin sinirle kalın kaşlarını çatarak bakışına aldırmadan. Mavi gözleri muzip pırıltılarla aydınlanırdı…
Israrla bakıyorum annesinin yüzüne. “Kıbrıs haritası” nın hemen üzerinde göz bebeklerinde bir gölge peyda oldu. Onu ilk kez bu kadar çaresiz ve yenik görüyorum. İçimdeki kin kayalara çarpıp parçalanıyor. Baş etmeye çalıştığı acının, üstünü kapadığı ya da görmezden geldiği tüm yaralarını görünür kıldığının farkında değil.
Adımın tekrar anons edildiğini işitiyorum, gitmeliyim.
Polisler adama eşlik ederek çıkışa doğru ilerlerken az önce çıktığım yoğun bakım kapısının önünde bir dalgalanma, bağrışma  oluyor, sorumlu hemşire ile iki doktorun koşar adım yoğun bakıma girdiklerini görüyorum. Yüreğimde göllenen keder…. Güçlükle nefes alıyorum.